22 Nisan 2022 Cuma

Nakş-ı Kadem-i Şerif

 Nakş-ı Kadem-i Şerif

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin bir mucizesi de yumuşak maddelere meselâ kuma bastığı zaman mübârek ayaklarının izlerinin belli olmaması; fakat, taşa, sert maddelere bastığında izlerin çıkması idi.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin, mübarek ayağının bastığı ve iz bıraktığı bazı taş ve mermerler bir yadigar olarak asırlarca saklanmış elden ele emanet edilerek bereketlenilmiştir.
Bilhassa Müslüman devlet adamları, padişahlar bu kıymetli yadigarları önemli yerlerde özel muhafaza altına alarak, saklayıp, ziyaret etmişler ve ettirmişlerdir.
Nakş-ı kadem-i şeriflerden bilinen ve muhafaza edilenlerin en meşhurları şunlardır:
Hindistan’da Firuz Şah Tuğluk’un oğlu Feth Hanın türbesinde bulunan nakş-ı kadem-i şerif,.
Kahire’de Kayıtbay Türbesinde bulunan mübarek iki ayak izi yani nakş-ı kadem-i şerif,
Kahire’de Asar-un-Nebi Camiindeki mübarek iki ayak izi yani nakş-ı kadem-i şerif,
İstanbul’da, Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-el-Ensari (Eyyub Sultan) Türbesinde ki mübarek sağ ayak izleri.
Birinci Abdülhamid’in türbesinde bulunan nakş-ı kadem-i şerif,
Laleli de Üçüncü Mustafanın türbesinde bulunan nakş-ı kadem-i şerif,
İstanbul Topkapı sarayında Mukaddes emânetler bölümünde bulunan nakş-ı kadem-i şerif…
Ve daha değişik yerlede mutlaka nakş-ı kadem-i şerifler vardır.
Topkapı Sarayı Hırka-ı Seadet dairesinde dördü taş, ikisi tuğla nevinden olmak üzere altı Nakş-ı kadem-i şerif mevcuttur.
Bunlardan biri Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Miraca çıkarken bastığı kayanın üzerine çıkan mübarek ayak izidir ki, Hırka-i Saadet odasında bir dolap içinde muhafaza edilmektedir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin, Miraca çıkarken bastıkları bu mübarek kayanın üzerine Kubbet-üs-Sahra adıyla bilinen bina inşa edilmiştir.
Nakş-ı kadem-i şerifler, bulundukları yerlere intikal ettirilmeden önce asırlarca değişik yerlerde muhafaza edilmiştir.
En son bugünkü yerlerine konmuştur.
Nakş-ı kadem-i şerifler ise teberrüken ziyaret edilir.
NAKŞ-I KADEM-İ ŞERİFİN HİKÂYESİ
Osmanlı Padişahlarından, Sultan I. Ahmed Han Hazretleri[3], Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ni çok seven ve o yüce Resûl (s.a.v.)’e âşık bir halifeydi.
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ni hatırlatan bütün eserleri ve mukaddes emanetleri çok seviyordu.
Memluk Sultanlarından Kayıtbay’[4]ın türbesinin içinde bulunan Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin kadem-i şeriflerinin sûretini yani mübârek ayak izini, almak için; Mısır’a bir heyet gönderir,
İstanbul’a getirtir.
Büyük bir merasimle Eyüb Sultan türbesine yerleştirir.
Aradan birkaç yıl geçer, kendi adını taşıyan o muhteşem mabet Sultan Ahmet Camiinin inşaatını tamamlar.
Ve yine bir merasimle Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin kadem-i şerifi yani mübarek “ayak izi”ni Eyüb Sultan’dan Sultan Ahmed Camiine getirtir ve mûtena bir yere koydurur.
Aradan fazla bir zaman geçmeden bir rüya görür.
Bütün padişahların toplandığı yüce bir divan kurulmuştur.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kadılık makamındadır.
Sultan Kayıtbay, Sultan Ahmed’i gösterir, der ki:
-“Ey Allah’ın Resulü! Ümmetinden bu zât, benim türbemi ziyarete vesile olan ‘kadem-i şerifiniz’i aldırdı, kendi camiine koydurdu. Bu amelinden da’vâcıyım.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) da’vâcıyı dinledikten sonra, kadem-i şerîfin alındığı yere geri verilmesi istikametinde karar verir.
Suçlu mevkiinde oturan Sultan Ahmed Han, kan ter içerisinde uyanır.
Ve derhal Şeyhi Azîz Mahmûd Hüdâyî[5] Hazretleri’ne giderek rü’yâsını anlatır.
Hüdâyî hazretleri, rü’yâyı;
-“Emânetin derhâl yerine gönderilmesi.” şeklinde yorumlar.
Ve Kadem-i şerîf taşı Kayıtbay Türbesine iâde edilir.
Ancak, kadem-i şeriften ayrı kalmaya yüreği dayana­maz ve tıpkı kadem-i şerîf şeklinde bir sorguç yaptırır, sarığına takar. Ayrıca bir tahta üzerine de kadem-i şerîf resmini çizdirip saltanat tahtının önüne astırır.
Resmin kenarına da kendi elleriyle şu dörtlüğü yazar:
No’la tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şâh-ı Rusülün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gül’ün
Manâsı:
Ne olaydı, tacım gibi devamlı başımda taşısaydım,
O Peygamberler şahının mübarek ayak izini.
Çünkü o ayağın sahibi Peygamberlik bahçesinin gülüdür.
Ey Ahmed, durma, o Gül’ün ayağına yüzünü sür[6].
Yusuf bin İsmail en-Nebhânî Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin kadem-i şerifi hakkında buyurdular:
إِنِّي خَدَمْتُ مِثَالَ نَعْلِ الْمُصْطَفَي لِأَعِيشَ فِي الدَّارَيْنِ تَحْتَ ظِلَالِهَاسَعِدَ بْنُ مَسْعُودُ بِخِدْمَةِ نَعْلِهِ وَأَنَا السَّعِيدُ بِخِدْمَتِي لِمِثَالِهَا
-“Gerçekten ben, Hazret-i Mustafa (s.a.v.)’ın Na’l’in (pabucuna) hizmet ettim.
Elbette her iki darda (dünya ve âhırette) onun gölgesinin altında yaşarım.
İbni Mes’ûd (r.a.) Hazretleri, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin Na’l’in (terliğine) hizmet etmekle mes’­ûd oldu.
Ve ben ise Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin mübârek Na’linin misâline (nakş-ı kadem-i şerife) hizmet etmekle mutluyum… (Seadetü’d-Dareyn: s. 537)
Bir başka şair Na’l-i saadet için buyurdular ki:
عَلَى رَأْسِ هَذَا الْكَوْنِ نَعْلُ مُحَمَّدٍ *** سَمَّتْ فَجِمِيعُ الْخَلْقِ تَحْتَ ظِلَالِهِلَدَى الطُّورِ مُوسَى نُودِيَ اخْلَعْ *** وَأَحْمَدُ إِلَى الْعَرْشِ لَمْ يُؤْمَرْ بِخُلُعِ نِعَالِهِ
-“Bu kainatın başının üzerindedir; Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretleri’nin na’l-i şerifi…
Bütün mahlukat onun gölgesinin altında gölgelenmektedir.
Tur dağında Musa Aleyhisselâm, “Ey Musa na’li­nini çıkar” nidâsı geldi.
Ahmed (s.a.v.) Hazretleri Arş’ta iken Na’linlerini çıkarmakla emir olunmadı… (Saâdetü’d-Dareyn: s. 537)
Şâire Sa’dûne hanım[7] buyurdu ki:
سألتم التمثال إذ لم أجد … للثم نعل المصطفى من سبيللعلني احظى بتقبيله … في جنة الفردوس أسنى مقيلفي ظل طوبى ساكنا آمنا … أسقي بأكواس من السلسبيلوأمسح القلب به عله … يسكن ما جاش به من غليل فطالما استشفى بأطلال من … يهواه أهل الحب في كل جيل
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin kadem-i şerifinin nakşını misâlini benden sordunuz.
Henüz onu öpmeye yol bulamadım.
İnşâallah onu öpme hazzını alırım.
Firdevs cennetinin en yüksek makamlarına onu öpme sebebiyle ulaşırım;
Tûbâ ağacının gölgesinin altında emin bir şekilde otururum.
Selsebîl kâselerinden içerim.
Onun sebebiyle kalbimin (maddi ve manevî) hastalıklarından şifa bulurum;
Sukûnet bulur; onunla galeyanlar;
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin na’lini saadetinin can muskası sebebiyle şifâ bulurum;
Seven kişinin sevgilisinin yurdunun harabeleri arasında bulunmakta şifâ bulduğu gibi. (Nefhatu’t-Tıyb min Gusni Endülüs er-Ratîb: c. 4, s. 166)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

*EVLADA KUR’AN-I KERİM OKUTMANIN SEVABI* Bir gün biri Rasulallah’a sordu: -Ya Rasulallah! Bir kimse çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğretse ya da öğrettirse, onun sevabı nedir? Rasulallah (s.a.v):

 *EVLADA KUR’AN-I KERİM OKUTMANIN SEVABI*  Bir gün biri Rasulallah’a sordu: -Ya Rasulallah! Bir kimse çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğretse ya da ...